
Hipertansiyon, uzman erbaş adaylık sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin EK-C Hastalıklar Listesinin 42 nci maddesi kapsamında değerlendirilir. Bu madde kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarını A, B, C ve D dilimlerinde sınıflandırmakta, hipertansiyonun niteliğine ve meydana getirdiği komplikasyonlara göre farklı hükümler içermektedir. B diliminin birinci fıkrası, arteriyel kan basıncının bazal şartlarda kırk yaşına kadar, kırk yaş dâhil, 150/95 mmHg’den; kırk yaşından sonra ise 160/100 mmHg’den daha yüksek olduğu ve belirli bir süre istirahatten sonra da yüksek kalmaya devam ettiği komplikasyonsuz hipertansiyon olgularını düzenlemektedir. Aynı fıkrada D diliminin birinci fıkrasında belirtilen ağır komplikasyonlar dışında, ikinci derece retinopati ve benzeri komplikasyonlara yol açmış hipertansiyon olguları da yer almaktadır. D diliminin birinci fıkrası ise belirtilen yaşa bağlı kan basıncı sınırlarını aşan ve böbrek, beyin, göz veya kalpte ciddi komplikasyon meydana getirdiği belirlenen hipertansiyon olgularını kapsamaktadır.
Uzman erbaş adayları açısından bu sınıflandırmanın sonucu, yönetmeliğin 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesi birlikte incelenerek belirlenir. B ve D dilimlerine giren hastalıkları bulunan adaylar hakkında “Uzman Erbaş veya Sözleşmeli Erbaş/Er Olamaz” kararı verilmektedir. Bu nedenle yönetmelikte belirtilen koşulları karşılayan hipertansiyon, ciddi organ hasarı meydana getirmemiş olsa dahi uzman erbaş adaylığına engel oluşturur. Bununla birlikte 150/95 mmHg sınırının bütün tansiyon ölçümleri için tek başına uygulanabilecek kesin bir eleme değeri olduğu düşünülmemelidir. Yönetmelik, söz konusu değerlerin bazal şartlarda ve istirahat sonrasında devam eden hipertansiyon tablosuyla birlikte değerlendirilmesini öngörmektedir. Ayrıca tıbbi açıdan hipertansiyon tanısında kullanılan sınırlar ile askeri sağlık sınıflandırmasında belirtilen değerler aynı amaca hizmet etmemektedir. Dolayısıyla 150/95 mmHg’nin altında ölçülen her tansiyon değerinin uzman erbaş adaylığı açısından kesinlikle sorunsuz kabul edileceği sonucuna da ulaşılamaz.
Uzman erbaş adaylarında tansiyon değerlendirmesinin doğru yapılabilmesi için kan basıncının uygun koşullarda ölçülmesi ve yüksekliğin geçici mi yoksa sürekli mi olduğunun belirlenmesi gerekir. Ölçüm öncesinde yeterli istirahat sağlanması, uygun genişlikte manşon kullanılması, adayın oturma pozisyonunun doğru olması ve ölçüm sırasında konuşmaması sonuçların güvenilirliğini etkileyen temel unsurlardır. Yoğun fiziksel aktivite, sınav kaygısı, kafein tüketimi veya muayene sırasında yaşanan stres kan basıncında geçici yükselmelere neden olabilir. Bu nedenle tek bir yüksek tansiyon ölçümü, her durumda kalıcı hipertansiyon tanısının kesinleştiği anlamına gelmez.
Özellikle sınır değerlerde bulunan adaylarda farklı zamanlarda yapılan ölçümler ve gerekli görüldüğünde 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izlemi, hipertansiyonun sürekliliğinin değerlendirilmesine yardımcı olur. Ambulatuvar tansiyon holteri olarak da bilinen bu inceleme, adayın günlük yaşamı ve uyku dönemi boyunca kan basıncının nasıl değiştiğini göstererek klinik ölçümlerle günlük yaşam değerlerinin karşılaştırılmasını sağlar. Bunun yanında hipertansiyon tanısı bulunan adaylarda elektrokardiyografi, ekokardiyografi, böbrek fonksiyon testleri ve gerekli görülen diğer incelemelerle hedef organ hasarı araştırılabilir. Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin altıncı fıkrasında uzman erbaş adaylarına uygulanacak tetkikler arasında EKG ve ekokardiyografi de bulunmaktadır. Sağlık kurulunun değerlendirmesinde yalnızca ölçülen tansiyon değeri değil, adayın önceki hipertansiyon tanıları, ilaç kullanım geçmişi, güncel klinik durumu ve varsa organ hasarı bulguları birlikte ele alınmalıdır. Özellikle dinlenme sonrasında normale dönen geçici kan basıncı yüksekliğinin, sürekli yüksek seyreden hipertansiyonla aynı şekilde sınıflandırılması tıbbi açıdan tartışılabilir. Ancak tansiyon değerlerinin normal bulunması da geçmişte doğrulanmış kronik hipertansiyon tanısının kendiliğinden ortadan kalktığını göstermez. Bu nedenle adayın elenmesine dayanak oluşturan hastalık kodunun hangi ölçümlere ve klinik bulgulara göre belirlendiği, sağlık kurulu kararının hukuki geçerliliği açısından önem taşır.
Labil Hipertansiyon ve Beyaz Önlük Hipertansiyonu Engel Oluşturur mu?
Labil hipertansiyon, uzman erbaş adaylığı açısından Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 42 nci maddesinin A diliminin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilir ve bu fıkra EK-D çizelgesinde uzman erbaş adayları için eksi işaretiyle kodlanmıştır. Labil hipertansiyon, kan basıncının belirli dönemlerde yükselmesi ve diğer zamanlarda normal değerlere dönmesiyle karakterize olan değişken bir tansiyon tablosudur. Yönetmeliğin 42/A/2 fıkrası otonom sinir sistemi bozukluklarını düzenlemekte; aşırı terleme, labil hipertansiyon, postural hipotansiyon, vazovagal senkop, sinüzal taşikardi, sinüzal bradikardi ve nörosirkülatuar asteni gibi durumları kapsamaktadır. Aynı fıkrada labil hipertansiyonun yönetmeliğin 67 nci maddesi kapsamında değerlendirileceğine ilişkin bir atıf bulunmaktadır. Bununla birlikte 67 nci madde esas olarak uçucu personelin sağlık yeteneklerini düzenlediğinden, bu maddedeki uçuşa elverişlilik hükümleri uzman erbaş adaylarına doğrudan kabul hakkı sağlayan ayrı bir düzenleme olarak yorumlanmamalıdır. Uzman erbaş adayları açısından belirleyici olan 23 üncü madde ve EK-D çizelgesindeki ilgili değerlendirme sütunudur. Madde 42/A/2’nin uzman erbaş adayları bakımından olumsuz kodlanmış olması nedeniyle labil hipertansiyon tanısının doğrulanması durumunda, hastalığın A diliminde bulunması tek başına adaylığın kabul edilmesini sağlamaz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus, her geçici tansiyon yükselmesinin labil hipertansiyon olarak kabul edilemeyeceğidir. Özellikle fiziksel efor, stres veya muayene kaygısı nedeniyle tek seferlik yüksek tansiyon ölçülmesi, kişinin mutlaka otonom sinir sistemi bozukluğu veya labil hipertansiyon hastası olduğunu göstermez. Sağlık kurulunun yalnızca muayene sırasında elde edilen değişken tansiyon sonuçlarına dayanarak 42/A/2 kapsamında tanı koyması halinde bu tanının klinik verilerle desteklenip desteklenmediği araştırılmalıdır.
Beyaz önlük hipertansiyonu ise sağlık kuruluşunda yapılan ölçümlerde kan basıncının yüksek bulunmasına karşılık kişinin günlük yaşamında ve sağlık kuruluşu dışındaki ölçümlerinde tansiyon değerlerinin normal sınırlarda seyretmesi durumudur. Bu tablo özellikle muayene sırasında kaygı yaşayan kişilerde görülebilir ve sürekli hipertansiyondan klinik olarak farklıdır. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 42 nci maddesinde beyaz önlük hipertansiyonu adıyla düzenlenmiş bağımsız bir hastalık fıkrası bulunmamaktadır. Bu nedenle beyaz önlük hipertansiyonu bulunan adayların otomatik olarak 42/A/2 kapsamında değerlendirilmesi veya kalıcı hipertansiyon tanısıyla B dilimine yerleştirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Öncelikle sağlık kuruluşunda ölçülen yüksek değerlerin gerçekten sürekli hipertansiyonu yansıtıp yansıtmadığı belirlenmelidir. Bu ayrımda 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı izlemi önemli bir tanısal araçtır. Tansiyon holteri ile gündüz, gece ve 24 saatlik ortalama kan basıncı değerleri incelenebilir; böylece yalnızca muayene sırasında ortaya çıkan yükseklik ile günlük yaşamda devam eden hipertansiyon birbirinden ayrıştırılabilir. Evde yapılan düzenli ölçümler de değerlendirmeyi destekleyebilir ancak ölçümlerin güvenilir cihazlarla ve uygun teknikle gerçekleştirilmesi gerekir. Sağlık kurulunun yüksek ofis tansiyonu nedeniyle olumsuz karar verdiği bir adayda, ambulatuvar ölçümlerin normal bulunması sürekli hipertansiyon tanısının doğruluğunu sorgulayan önemli bir klinik bulgudur. Bununla birlikte normal holter sonucu, adayın geçmişteki bütün hipertansiyon tanılarının hatalı olduğunu veya uzman erbaşlık için kesinlikle sağlam kabul edilmesi gerektiğini tek başına göstermez. Özellikle düzenli tansiyon ilacı kullanan kişilerde normal ölçümlerin tedaviye bağlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Beyaz önlük hipertansiyonu iddiasına dayanan bir itirazın güçlü olabilmesi için adayın ilaç kullanım durumu, önceki sağlık kayıtları, farklı zamanlarda yapılmış tansiyon ölçümleri ve ambulatuvar izlem sonuçları birlikte incelenmelidir. Bu belgeler arasında belirgin uyumsuzluk bulunması, sağlık kurulunun tanı ve hastalık sınıflandırmasının yeniden değerlendirilmesine dayanak oluşturabilir.
Tansiyon İlacı Kullanan Adaylar Uzman Erbaş Olabilir mi?
Tansiyon ilacı kullanan uzman erbaş adaylarının kabul edilip edilmeyeceği, ilaç kullanımının nedenine, hipertansiyon tanısının doğruluğuna ve hastalığın yönetmelikte hangi dilim kapsamında değerlendirildiğine bağlıdır. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası, uzman erbaş adaylarında kronikleşebilecek veya zamanla artabilecek nitelikte hastalık bulunmamasını öngörmektedir. Hipertansiyon ise bazı kişilerde uzun süreli takip ve düzenli ilaç tedavisi gerektiren kronik bir hastalıktır. Bu nedenle hipertansiyon tanısıyla sürekli antihipertansif tedavi alan adaylarda, hastalığın kronik niteliği ve tedavi gereksinimi sağlık kurulu değerlendirmesinde önem taşır. Ancak yönetmeliğin 42 nci maddesinde yalnızca tansiyon ilacı kullanmış olmak nedeniyle bütün adayların otomatik olarak B dilimine yerleştirileceğini belirten bağımsız bir hüküm bulunmamaktadır.
B diliminin birinci fıkrasında esas olarak yaşa göre belirtilen sınırları aşan ve istirahatten sonra da yüksek kalmaya devam eden hipertansiyon ile belirli komplikasyonların bulunduğu olgular düzenlenmiştir. Dolayısıyla ilaç kullanan bir aday hakkında doğru karar verilebilmesi için hipertansiyonun hangi klinik ölçütlerle teşhis edildiği, tedavinin ne kadar süredir devam ettiği ve ilaç kullanımının sürekli olup olmadığı incelenmelidir. Örneğin daha önce yüksek tansiyon nedeniyle ilaç başlanmış ve sonrasında düzenli tedaviyle kan basıncı normal sınırlarda seyretmiş bir adayın mevcut ölçümlerinin normal bulunması, hipertansiyon hastalığının tamamen ortadan kalktığını tek başına göstermez. Kan basıncının ilaç sayesinde kontrol altında tutulması ile herhangi bir tedavi uygulanmadan normal seyretmesi farklı klinik durumlardır. Ancak ilaç tedavisi altında normal değerler elde edilmesi de tek başına yönetmeliğin 42/B/1 fıkrasındaki bütün şartların gerçekleştiğini ispatlamaz. Sağlık kurulunun aday hakkında olumsuz karar verirken mevcut hipertansiyon tanısını, tedavi geçmişini ve uyguladığı yönetmelik hükmünü somut bulgularla ortaya koyması gerekir.
Tansiyon ilacı kullanım geçmişi bulunan adaylarda önemli uyuşmazlıklardan biri, ilacın gerçekten kronik hipertansiyon nedeniyle başlanıp başlanmadığıdır. Beta blokerler gibi bazı ilaçlar hipertansiyon dışında belirli kalp ritim bozuklukları, migren veya başka klinik durumların tedavisinde de kullanılabilir. Bu nedenle adayın sağlık kayıtlarında tansiyonu düşürücü bir ilaç reçetesinin bulunması, her durumda kronik hipertansiyon tanısının kesin olarak doğrulandığı anlamına gelmez. Bununla birlikte ilacın farklı bir hastalık için kullanıldığının ileri sürülmesi halinde ilgili hastalığın da uzman erbaş adaylığı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Örneğin kalp ritim bozukluğu nedeniyle beta bloker kullanan bir adayda, hipertansiyon yerine 42 nci maddenin ritim bozukluklarına ilişkin başka fıkraları gündeme gelebilir. Geçmişte kısa süreli yüksek tansiyon nedeniyle ilaç başlanmış ancak daha sonra takiplerde sürekli hipertansiyon saptanmamış adaylarda ise ilk tanının klinik geçerliliği sorgulanabilir. Bu tür uyuşmazlıklarda eski reçeteler, kardiyoloji veya iç hastalıkları muayene kayıtları, tansiyon holteri sonuçları ve güncel uzman hekim değerlendirmesi birlikte incelenmelidir.
Özellikle SGK ilaç kayıtlarında antihipertansif tedavinin uzun yıllardır devam ettiğinin görülmesi, kronik hipertansiyon öyküsünü destekleyen bir bulgu oluşturabilir; ancak ilacın hangi tanıyla reçete edildiğinin ayrıca belirlenmesi gerekir. Güncel ekokardiyografide sol ventrikül hipertrofisi gibi kalpte yapısal değişikliklerin saptanması veya böbrek fonksiyonlarında hipertansiyonla ilişkili bozukluk bulunması ise hastalığın organlar üzerindeki etkisinin araştırılmasını gerektirir. Sağlık kurulunun geçmişte kullanılan bir ilacı mevcut hastalığın kesin kanıtı olarak kabul etmesi ile ilacın kullanım gerekçesini ve adayın güncel durumunu birlikte değerlendirmesi arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Adayların yalnızca sağlık muayenesinden olumlu sonuç almak amacıyla tansiyon ilaçlarını kendi kararıyla bırakması ise hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de hipertansiyonun doğru değerlendirilmesini güçleştirebilir. İlaç tedavisinin değiştirilmesi veya sonlandırılması ancak ilgili hekim tarafından tıbbi gereklilik çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hukuki uyuşmazlıklarda belirleyici olan ilaç kullanılmadığının gösterilmesi değil, sağlık kurulunun dayandığı hipertansiyon tanısının ve yönetmelik sınıflandırmasının doğruluğudur.
Hipertansiyon Nedeniyle Olumsuz Rapor Alan Adayların İtiraz ve İptal Davası Süreci
Hipertansiyon nedeniyle uzman erbaş adaylığı için olumsuz sağlık kurulu raporu alan kişiler, raporun kendilerine tebliğinden itibaren üç iş günü içerisinde itiraz hakkını kullanabilir. Bu süre, Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında temin sürecindeki adaylar için özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca 19 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan Sağlık Raporları Yönetmeliği’nin 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasında da Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personel adaylarına ilişkin sağlık raporlarına üç iş günü içerisinde itiraz edilebileceği belirtilmiştir. Buna karşılık hâlihazırda görev yapan personele düzenlenen sağlık raporlarına itiraz bakımından otuz günlük süre uygulanmaktadır. Bu nedenle uzman erbaş adayı ile görevdeki uzman erbaşın itiraz sürelerinin birbirine karıştırılmaması gerekir. Adayın sağlık raporuna itirazı üzerine ilgili il sağlık müdürlüğü aracılığıyla askeri sağlık raporu vermeye yetkili başka bir sağlık kuruluşunda yeniden muayene yapılması sağlanır. İlk sağlık kurulu raporu ile itiraz üzerine düzenlenen ikinci rapor aynı yönde olduğunda rapor sonucu idari sağlık değerlendirmesi bakımından kesinleşir. İki rapor arasında çelişki bulunması halinde ise bölge hakem hastane aşamasına geçilir ve bu hastanenin sağlık kurulunca verilen karar kesin kabul edilir.
Güncel Sağlık Raporları Yönetmeliği’nin 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince hakem hastanenin kişiye veya ilgili kuruma bildirilmesinden itibaren en geç yirmi gün içerisinde randevu talebinde bulunulması da gerekmektedir. Hipertansiyon nedeniyle olumsuz rapor alan adayların itiraz sürecinde en önemli husus, sağlık kurulunun yüksek tansiyon tanısını hangi ölçümlere ve klinik belgelere dayanarak koyduğunun belirlenmesidir. Özellikle tek bir muayene sırasında ölçülen yüksek tansiyon nedeniyle 42/B/1 kapsamında olumsuz rapor düzenlenmiş olması, dinlenme sonrasındaki tekrar ölçümlerin bulunmaması veya ambulatuvar tansiyon sonuçlarının değerlendirmeye alınmamış olması, tanının doğruluğunun sorgulanmasına neden olabilir. Beyaz önlük hipertansiyonu şüphesi bulunan adaylarda 24 saatlik tansiyon holteri sonuçları, önceki kardiyoloji muayeneleri ve farklı zamanlarda elde edilmiş kan basıncı kayıtları itiraz sürecinde önem taşır. Bununla birlikte adayın itiraz aşamasında elde ettiği normal tansiyon sonucunun, önceki sağlık kurulunun kararını her durumda hatalı hale getirdiği söylenemez. Esas olan önceki raporun dayandığı tıbbi bulguların ve uygulanan hastalık kodunun doğruluğunun değerlendirilmesidir.
Hipertansiyon nedeniyle verilen olumsuz sağlık raporuna dayanılarak uzman erbaş adaylık işlemleri sonlandırılan kişiler, hukuka aykırı olduğunu düşündükleri idari işleme karşı idare mahkemesinde iptal davası açabilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7 nci maddesi uyarınca özel bir süre öngörülmeyen idari uyuşmazlıklarda genel dava açma süresi altmış gündür. Ancak bu sürenin başlangıcı, sağlık raporunun tebliği, idari itiraz süreci, hakem hastane değerlendirmesi ve adaylığın sonlandırılmasına ilişkin işlemin niteliğine göre somut olayda ayrıca belirlenmelidir. Sağlık raporuna ilişkin üç iş günlük itiraz süresi ile idari işlemin iptali için öngörülen dava açma süresi farklı hukuki süreçlerdir. Ayrıca sağlık raporuna yapılan her başvurunun idari dava açma süresini kendiliğinden durdurduğu kabul edilmemelidir. İdare mahkemesinde açılacak davalarda sağlık kurulunun tespit ettiği hipertansiyonun sürekli bir hastalık olup olmadığı, ölçüm koşullarının uygunluğu, kullanılan ilaçların hangi tanıyla reçete edildiği ve hastalığın doğru yönetmelik diliminde sınıflandırılıp sınıflandırılmadığı incelenebilir.
Gerekli görülmesi halinde kardiyoloji veya iç hastalıkları uzmanlarının değerlendirmesine başvurulması, bilirkişi incelemesi yapılması veya yetkili sağlık kuruluşundan yeni rapor alınması mümkündür. Özellikle yalnızca muayene sırasında ortaya çıkan tansiyon yüksekliğinin kalıcı hipertansiyon olarak değerlendirilmesi, labil hipertansiyon tanısının yeterli klinik bulgularla desteklenmemesi veya antihipertansif ilaç kullanımının yanlış hastalık tanısıyla ilişkilendirilmesi, hukuki denetimde önem taşıyabilecek uyuşmazlıklardır. Bununla birlikte labil hipertansiyonun 42/A/2 kapsamında uzman erbaş adayları için olumsuz kodlanmış olması ve 42/B/1 kapsamındaki hipertansiyon olgularının doğrudan adaylığa engel oluşturması nedeniyle, yalnızca adayın günlük yaşamında herhangi bir şikâyetinin bulunmadığının veya fiziksel görevleri yerine getirebildiğinin gösterilmesi iptal kararı için yeterli değildir. Davanın hukuki temelini sağlık kurulunun belirlediği hastalık tanısının doğruluğu, uygulanan madde ve fıkranın klinik verilerle uyumu ve EK-D çizelgesinin doğru değerlendirilip değerlendirilmediği oluşturmalıdır. Özellikle 24 saatlik tansiyon izlemiyle sürekli hipertansiyon bulunmadığının ortaya konulması, ilaç kullanım gerekçesinin geçmiş tıbbi kayıtlarla açıklığa kavuşturulması ve ölçüm koşullarındaki eksikliklerin belgelenmesi, somut olayın özelliklerine göre sağlık raporunun hukuki yönden tartışılmasını sağlayabilir. Ayrıca göreve başladıktan sonra hipertansiyon tanısı alan uzman erbaşların sağlık yeterliliği, adayların tabi olduğu EK-D çizelgesinden farklı olarak yönetmeliğin 25 ve 26 ncı maddeleri kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle adaylığa engel oluşturan bir hipertansiyon tanısının görevdeki uzman erbaşın sözleşmesinin otomatik olarak feshedilmesi sonucunu doğuracağı söylenemez.