
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, kamu gücü tarafından temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin, olağan yargı yollarını tükettikten sonra son çare olarak başvurabildikleri anayasal bir hak arama yoludur. 2010 Anayasa değişikliği ile Türk hukuk sistemine giren ve 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren fiilen uygulamaya geçen bireysel başvuru, Anayasa’nın 148. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ile 51. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesinin resmi internet sitesinde yayımlanan ve İçtüzük ekinde yer alan güncel başvuru formu kullanılarak Türkçe yapılır. Başvuru doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılabileceği gibi diğer mahkemeler veya yurt dışındaki Türk temsilcilikleri aracılığıyla da gönderilebilir. 1 Ekim 2025 tarihinden itibaren avukatlar UYAP Avukat Portalı üzerinden güvenli elektronik imza kullanarak elektronik bireysel başvuru da yapabilmektedir. Başvuru formuna kimlik fotokopisi, nihai karar veya işleme ilişkin belgeler, ihlal iddiasını destekleyen deliller ve varsa avukat vekaletnamesi eklenir; formun ekler hariç on sayfayı aşması halinde ayrıca olayların kısa bir özetinin eklenmesi gerekir. Ekler tarih sırasına göre numaralandırılarak dizi pusulasına bağlanmalıdır.
Bireysel başvuru harca tabidir. 2026 yılı itibarıyla bireysel başvuru harcı 6.024,10 TL olarak belirlenmiştir ve ödeme belgesinin forma eklenmesi zorunludur. Bu harcı ödeyemeyecek durumda olan kişiler, maddi durumlarını belgeleyen evraklarla (muhtarlıktan fakirlik belgesi, SGK dökümü, tapu kaydı gibi) adli yardım talebinde bulunabilirler. Başvuru avukat aracılığıyla yapılabileceği gibi başvurucu bizzat kendisi de başvurabilir; ancak usul hatalarından kaçınmak için hukuki destek alınması tavsiye edilmektedir. Başvuruda kimlik gizliliği de talep edilebilir; başvurucu gerekçesini belirtmek kaydıyla kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulmasını isteyebilir. Mektup, telgraf veya e-posta gibi iletişim araçlarıyla doğrudan başvuru yapılması mümkün değildir.
Bireysel Başvuru Şartları Nelerdir ve Kimler Başvurabilir?
Bireysel başvurunun kabul edilebilmesi için hem usule hem de esasa ilişkin bir dizi şartın bir arada sağlanması gerekmektedir. Birinci ve en temel şart, Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamındaki haklarla ortak alanda bulunan birinin kamu gücü işlemiyle ihlal edilmiş olmasıdır. Bu iki kaynak (Anayasa ve AİHS) birlikte aranır; yalnızca Anayasa’da yer alan ancak AİHS kapsamında bulunmayan bir hakka ilişkin başvuru kabul edilemez. İkinci şart olarak başvurucunun mağdur sıfatına sahip olması gerekir; yani ihlale neden olan işlem, eylem veya ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenmiş olmalıdır. Başkasının uğradığı veya henüz doğmamış zararlar nedeniyle başvuru yapılamaz. Üçüncü şart, olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasıdır (ikincillik ilkesi); istinaf ve varsa temyiz gibi tüm olağan başvuru yolları kullanılmadan yapılan başvurular usulden reddedilir. Dördüncü şart, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır; soyut, belirsiz veya somut delillerle desteklenmeyen iddialar kabul edilemez bulunur. Beşinci şart olarak başvurunun konu, kişi ve zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dahilinde olması aranır.
Bireysel başvuruda bulunabilecek kişiler 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre hakkı bizzat etkilenen gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri (şirketler, dernekler, vakıflar gibi) bireysel başvuru yapabilir. Tüzel kişiler yalnızca tüzel kişiliğe ait hakların (mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı gibi) ihlali halinde başvurabilir. Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Yabancılar da bireysel başvuru hakkına sahiptir; ancak yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar başvuruda bulunamaz. Başvuru bizzat yapılabileceği gibi avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla da yapılabilir; bu durumda temsil yetkisini gösteren belgenin sunulması zorunludur. 6216 sayılı Kanun’un 45/3. maddesi uyarınca yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz; ancak bu düzenlemelerin uygulanması sonucu kişisel bir hak ihlali doğmuşsa uygulama işlemi veya nihai karar üzerinden başvuru mümkündür.
Bireysel Başvuruda Süre Sınırı Ne Kadardır?
Bireysel başvuruda en kritik usul şartlarından biri 30 günlük başvuru süresidir. 6216 sayılı Kanun’un 47/5. maddesi uyarınca bireysel başvuru, olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten itibaren, yani nihai kararın başvurucuya tebliğ edildiği veya öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır. Kanun yolu öngörülmeyen işlemlerde ise 30 günlük süre, ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Bu süre kesin ve hak düşürücü niteliktedir; sürenin geçirilmesi halinde başvuru, esasa girilmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunur ve reddedilir. Süre hesaplamasında tebliğ tarihi esas alınır; kararın tefhim (duruşmada yüze karşı okuma) yoluyla bildirildiği durumlarda tebliğ tarihi tefhim tarihidir, gerekçeli kararın ayrıca tebliğ edildiği hallerde ise süre gerekçeli kararın tebliğ tarihinden başlar. Uygulamada Anayasa Mahkemesi, sürenin başlangıcını belirlerken başvurucunun kararın içeriğini öğrenip öğrenemediğini de dikkate almaktadır.
Süre hesabında önemli bazı ayrıntılar bulunmaktadır. Otuz günlük sürenin son günü hafta sonuna veya resmi tatile denk gelirse süre, takip eden ilk iş günü mesai saati sonunda biter. Başvurunun posta yoluyla yapılması halinde postaya verilme tarihi başvuru tarihi olarak kabul edilir. Olağanüstü kanun yolları (örneğin yargılamanın yenilenmesi) kural olarak tüketilmesi gereken yollar arasında sayılmaz; dolayısıyla olağanüstü kanun yoluna başvurulmuş olması 30 günlük süreyi etkilemez ve süre olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten başlar. Ancak bazı istisnai durumlarda, etkili ve ulaşılabilir bir başvuru yolunun varlığı halinde, bu yolun tüketilip tüketilmediği ayrıca değerlendirilir. Yapısal veya sistemik sorunlardan kaynaklanan ihlallerde Anayasa Mahkemesi pilot karar usulünü uygulayabilir; bu durumda benzer başvurular bekletilerek yapısal sorunun çözümü için ilgili kurumlara süre tanınabilir. Süre konusunda en sık yapılan hata, nihai kararın tebliğ tarihi ile öğrenme tarihinin karıştırılması veya olağanüstü kanun yollarına başvurularak sürenin uzayacağının varsayılmasıdır.
Hangi Temel Haklar İçin Bireysel Başvuru Yapılabilir?
Bireysel başvuru, Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında ortak alanda bulunanların ihlali halinde yapılabilir. Bu ortak alan oldukça geniştir ve günlük yaşamda karşılaşılan pek çok hak ihlalini kapsar. Bireysel başvuruya konu olabilen başlıca haklar şunlardır: yaşam hakkı (Anayasa m. 17, AİHS m. 2), işkence ve kötü muamele yasağı (Anayasa m. 17, AİHS m. 3), kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı (Anayasa m. 19, AİHS m. 5), adil yargılanma hakkı (Anayasa m. 36, AİHS m. 6) ki bu hak makul sürede yargılanma, silahların eşitliği, gerekçeli karar hakkı gibi alt güvenceleri de içerir, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı (Anayasa m. 20, AİHS m. 8), düşünce, din ve vicdan özgürlüğü (Anayasa m. 24-25, AİHS m. 9-10), ifade özgürlüğü (Anayasa m. 26, AİHS m. 10), toplantı ve dernek kurma özgürlüğü (Anayasa m. 33-34, AİHS m. 11), mülkiyet hakkı (Anayasa m. 35, AİHS Ek Protokol 1 m. 1), eğitim hakkı (Anayasa m. 42, AİHS Ek Protokol 1 m. 2) ve seçme ve seçilme hakkı (Anayasa m. 67, AİHS Ek Protokol 1 m. 3).
Uygulamada Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların büyük çoğunluğu adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğü ihlali iddialarına dayanmaktadır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali, Anayasa Mahkemesinin en sık ihlal tespiti yaptığı alanların başında gelmektedir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi (Anayasa m. 38, AİHS m. 7), cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı (AİHS Ek Protokol 7 m. 2), aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama ilkesi (ne bis in idem, AİHS Ek Protokol 7 m. 4) ve etkili başvuru hakkı (AİHS m. 13) da bireysel başvuru kapsamındaki haklardandır. Buna karşılık, sosyal ve ekonomik haklar (çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı gibi) kural olarak bireysel başvuruya konu olmaz; ancak bu haklara ilişkin uyuşmazlıklarda adil yargılanma hakkı veya mülkiyet hakkı gibi ortak alandaki haklar çerçevesinde başvuru yapılabilir. Ayrıca yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklar (seçme ve seçilme hakkı, kamu hizmetlerine girme hakkı gibi) bakımından yabancılar bireysel başvuru yapamaz.
Bireysel Başvuru Sonucunda Ne Gibi Kararlar Verilebilir?
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine yapacağı inceleme sonucunda dört tür karar verebilir: kabul edilemezlik kararı, hakkın ihlal edilmediğine dair karar, ihlal kararı ve düşme kararı. Kabul edilebilirlik incelemesinde başvurunun usul şartlarını (süre, mağdur sıfatı, kanun yollarının tüketilmesi, açıkça dayanaksız olmama gibi) karşılayıp karşılamadığı değerlendirilir; şartlar sağlanmazsa başvuru esasa girilmeksizin kabul edilemezlik kararıyla reddedilir. Kabul edilebilir bulunan başvurular esas yönünden incelenir; bu incelemede Anayasa Mahkemesi yerindelik denetimi yapmaz, yani derece mahkemelerinin kararlarının doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirmez, yalnızca temel hak ihlali olup olmadığını inceler. İnceleme sonucunda hak ihlali tespit edilmezse başvuru esastan reddedilir. Düşme kararı ise başvurucunun başvurusundan vazgeçmesi, konusuz kalması veya başvurunun takip edilmemesi gibi durumlarda verilir.
İhlal kararı verilmesi halinde Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere de hükmeder. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi uyarınca üç tür giderim yolu öngörülmüştür. Birincisi ve uygulamada en sık başvurulan giderim yolu yeniden yargılamadır: ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa dosya ilgili mahkemeye gönderilir ve ilgili mahkeme Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılama yapmak ve mümkünse dosya üzerinden ivedilikle karar vermek zorundadır. İkincisi tazminattır: yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde veya yeniden yargılamanın ihlalin sonuçlarını gidermeye yetmediği durumlarda başvurucu lehine maddi veya manevi tazminata hükmedilebilir. Bu tazminat Hazine tarafından ödenir. Uygulamada Anayasa Mahkemesi maddi tazminata oldukça sınırlı sayıda kararda başvurmakta, manevi tazminata ise daha sık hükmetmekle birlikte tazminat miktarlarını genellikle sembolik düzeyde tutmaktadır. Üçüncüsü ise ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli diğer tedbirlerdir: Anayasa Mahkemesi bu kapsamda ihlalin tespiti, yargı kararının icra edilmesi, serbest bırakılma, sınır dışı edilmeme ve TBMM’ye çağrı gibi farklı giderim yollarına da hükmedebilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararları kesindir, yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. İhlal tespit edilen hallerde başvurucunun yaptığı yargılama giderleri de iade edilir.