
Böbrek taşı, uzman erbaş adaylık sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin EK-C Hastalıklar Listesinin 53 üncü maddesi kapsamında değerlendirilir. Bu madde ürogenital organ hastalıklarını düzenlemekte ve böbrek, üreter ile mesaneye ilişkin hastalıkları A, B, C ve D dilimlerinde sınıflandırmaktadır. A diliminin ikinci fıkrası genel vücut ve böbrek fonksiyonlarını bozmayan, komplikasyon yapmamış böbrek, üreter ve mesane taşlarını, bunların ameliyatlarını ve nüks eden taşlarını kapsamaktadır. Ancak uzman erbaş adayları açısından belirleyici olan husus, hastalığın yalnızca A diliminde bulunması değil, EK-D Personel Adaylarının Hastalıklara Göre Değerlendirme Çizelgesindeki karşılığıdır. Madde 53’ün A diliminin ikinci fıkrası EK-D çizelgesinde uzman erbaş ve sözleşmeli erbaş/er adaylarına ait değerlendirme sütununda eksi işaretiyle kodlanmıştır. Dolayısıyla böbrek fonksiyonlarını bozmayan, herhangi bir komplikasyona neden olmayan ve küçük boyutlarda bulunan aktif böbrek taşları dahi 53/A/2 kapsamında değerlendirildiğinde uzman erbaş adaylığına engel oluşturur. Bu durum, genel askerlik yükümlülerine uygulanan sağlık şartları ile uzman erbaş adaylarının sağlık şartları arasındaki temel farklılıklardan biridir.
Genel askerlik yükümlülerinde A diliminde sınıflandırılan bir hastalık askerliğe elverişli kabul edilmeye imkân tanıyabilirken uzman erbaş adayları için EK-D çizelgesindeki olumsuz kodlama esas alınır. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 23 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları da bu değerlendirmeyi desteklemekte, adaylarda kronikleşebilecek veya zamanla artabilecek hastalık bulunmamasını ve yalnızca ilgili çizelgede kabul şartlarını karşılayan hastalıklar bakımından olumlu karar verilmesini öngörmektedir. Bu nedenle böbrek taşının ağrıya neden olmaması, böbrek fonksiyonlarının normal olması veya adayın fiziksel yeterlilik sınavlarını başarıyla tamamlaması tek başına olumlu sağlık kurulu raporu alınmasını sağlamaz.
Uzman erbaş adaylarında böbrek taşı değerlendirmesi, sağlık muayenesi sırasında gerçekleştirilen laboratuvar ve radyolojik incelemelerle yapılır. Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin altıncı fıkrasında adaylara uygulanacak tetkikler arasında tam idrar muayenesi, kandaki üre ve kreatinin değerlerinin ölçülmesi, direkt üriner sistem grafisi ve tüm batın ultrasonografisi bulunmaktadır. Bu incelemeler böbreklerin yapısal durumunun, taş varlığının ve böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesini sağlar. Ultrasonografide görülen taşın boyutu, bulunduğu bölge, sayısı ve idrar akışını etkileyip etkilemediği sağlık kurulu değerlendirmesinde önem taşır. Bununla birlikte yönetmeliğin 53/A/2 fıkrasında uzman erbaş adayları açısından kabul edilebilir belirli bir taş boyutu sınırı düzenlenmemiştir. Dolayısıyla taşın 2, 3 veya 5 milimetreden küçük olması nedeniyle kendiliğinden sağlam kabul edilmesi gerektiği yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Özellikle ultrasonografi sonucunda böbrek taşı olarak bildirilen küçük hiperekojen odakların gerçekten taş olup olmadığının belirlenmesi önemlidir. Böbrek dokusundaki kalsifikasyonlar, damar duvarı kalsifikasyonları veya görüntüleme artefaktları bazı durumlarda küçük böbrek taşlarıyla karıştırılabilir. Ultrasonografi ile diğer görüntüleme yöntemleri arasında uyumsuzluk bulunması halinde üroloji uzmanının gerekli gördüğü ileri tetkiklerle tanının doğruluğu araştırılabilir. Taşın kendiliğinden düşürüldüğü ve güncel görüntülemede artık saptanmadığı durumlarda ise aktif taş hastalığı, geçirilmiş taş öyküsü ve kalıcı sekel bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Sağlık kurulunun geçmişteki tek bir taş tanısını güncel klinik bulgularla karşılaştırmadan olumsuz karar vermesi, somut olayın özelliklerine göre tıbbi ve hukuki incelemeye konu olabilir. Ancak geçmişte taş nedeniyle ameliyat geçirilmiş olması halinde 53/A/2 fıkrasının ameliyatları da açıkça kapsadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle güncel görüntülemenin normal olması her durumda adaylığın kabul edileceği anlamına gelmez.
ESWL veya Cerrahi Müdahale Geçiren Adaylar Uzman Erbaş Olabilir mi?
ESWL veya böbrek taşı nedeniyle cerrahi müdahale geçiren adayların uzman erbaş olabilmesi, uygulanan tedavinin niteliğine, taşın tamamen temizlenip temizlenmediğine, kalıcı komplikasyon bulunup bulunmadığına ve sağlık kurulunun belirlediği hastalık koduna bağlıdır. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 53 üncü maddesinin A diliminin ikinci fıkrası, böbrek ve idrar yollarının komplikasyon yapmamış taşlarının yanında bunların ameliyatlarını da açıkça düzenlemektedir. Ancak bu fıkra EK-D çizelgesinde uzman erbaş adayları için eksi işaretiyle kodlandığından başarılı bir taş ameliyatı geçirmiş olmak, kendiliğinden olumlu sağlık raporu alınmasını sağlamaz. Böbrek taşı tedavisinde kullanılan ESWL, vücut dışından gönderilen şok dalgalarıyla taşın parçalanmasını sağlayan girişimsel olmayan bir yöntemdir. Üreterorenoskopi, retrograd intrarenal cerrahi ve perkütan nefrolitotomi ise taşın konumuna ve büyüklüğüne göre uygulanan endoskopik veya cerrahi yöntemler arasında yer alır. Bu işlemlerin teknik özellikleri farklı olsa da adaylık değerlendirmesinde esas olan, tedavi geçmişinin yönetmelikte hangi hastalık fıkrası kapsamında değerlendirildiğidir.
ESWL uygulaması cerrahi kesi gerektirmediğinden açık veya kapalı taş ameliyatlarıyla birebir aynı işlem değildir. Bununla birlikte ESWL sonrasında böbrekte taş parçalarının kalması, idrar akışında tıkanıklık oluşması veya taş hastalığının devam etmesi durumunda adayın güncel ürolojik durumu ayrıca incelenir. Taşın tamamen temizlendiği ve böbrek fonksiyonlarının normal bulunduğu adaylarda ise tedavi öncesi tanının hâlen geçerli olup olmadığı ve geçirilen işlemin 53/A/2 kapsamında nasıl değerlendirileceği önem kazanır. Bu nedenle ESWL geçirmiş her adayın kesin olarak eleneceği ya da taşları tamamen temizlenen her adayın kesin olarak kabul edileceği yönünde genel bir sonuç çıkarılması doğru değildir.
Cerrahi müdahale geçirmiş adayların sağlık kurulu değerlendirmesinde ameliyatın türü kadar ameliyat sonrasında böbreklerin yapısal ve fonksiyonel durumunun korunup korunmadığı da önem taşır. Üreterorenoskopi veya perkütan nefrolitotomi sonrasında taşların tamamen temizlenmesi, idrar akışının normalleşmesi ve enfeksiyon gelişmemesi olumlu klinik bulgular olmakla birlikte EK-D çizelgesindeki olumsuz kodlamayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ameliyat sonrası böbrekte kalıcı genişleme, skar dokusu, kalisiyel deformasyon veya fonksiyon kaybı gelişmişse hastalığın 53 üncü maddenin B veya D dilimlerinden birine girip girmediğinin ayrıca araştırılması gerekir. B diliminin birinci fıkrasında böbrek sintigrafisinde tek böbrekte fonksiyon bozukluğuna yol açmış üriner sistem patolojileri veya ameliyatları ile her iki böbrekte ileri derecede kalisiyel deformasyon, skar dokusu ve çoğul taş oluşumu gibi komplikasyonlara neden olan durumlar düzenlenmiştir.
D diliminin ikinci fıkrası ise çalışma gücünü azaltan ve ileri derecede fonksiyon bozukluğu meydana getiren böbrek ve idrar yolu hastalıkları, sekelleri, ameliyatları ve nüks eden böbrek taşlarını kapsamaktadır. Dolayısıyla cerrahi müdahale sonrasında yalnızca taşların temizlenmiş olması değil, böbreğin işlevsel kapasitesinin korunmuş olması da değerlendirilmelidir. Ameliyat epikriz raporu, işlem öncesi ve sonrası ultrasonografi sonuçları, bilgisayarlı tomografi incelemeleri, kreatinin değerleri ve gerekli görülen durumlarda böbrek sintigrafisi, sağlık kurulunun doğru sınıflandırma yapmasına yardımcı olan temel belgelerdir. Özellikle ameliyat kayıtlarında böbrek fonksiyon kaybı bulunduğu belirtilmesine rağmen sonraki tetkiklerde böyle bir kaybın saptanmaması, uygulanan hastalık diliminin yeniden incelenmesini gerektirebilir. Bununla birlikte 53/A/2 kapsamındaki ameliyat geçmişinin uzman erbaş adayları bakımından olumsuz kodlandığı dikkate alındığında, hukuki itirazın yalnızca başarılı ameliyat veya tam iyileşme iddiasına dayandırılması yeterli değildir. İtirazın temelini uygulanan hastalık kodunun, cerrahi geçmişin ve güncel klinik bulguların birlikte değerlendirilmesi oluşturmalıdır.
Nüks Eden Böbrek Taşı ve Tek Böbrekli Adayların Durumu Nedir?
Nüks eden böbrek taşı bulunan uzman erbaş adaylarının durumu, taşların böbrek fonksiyonlarını etkileyip etkilemediğine ve oluşturdukları komplikasyonların ağırlığına göre değerlendirilir. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 53 üncü maddesinin A diliminin ikinci fıkrasında yalnızca ilk kez saptanan böbrek taşları değil, komplikasyon yapmamış nüks eden taşlar da açıkça yer almaktadır. Dolayısıyla böbrek fonksiyonları normal olmasına rağmen belirli aralıklarla yeniden taş oluşturan adayların sağlık durumu da bu fıkra kapsamında değerlendirilebilir. Ancak 53/A/2 fıkrası EK-D çizelgesinde uzman erbaş adayları için eksi işaretiyle kodlandığından tekrarlayan taş hastalığının fonksiyon bozukluğu yapmaması adaylık açısından tek başına yeterli değildir. Nüks eden taşların böbreklerde yapısal veya fonksiyonel bozukluğa yol açması durumunda ise daha ağır hastalık dilimleri gündeme gelir. Özellikle her iki böbrekte çoğul taş oluşumu ile birlikte ileri derecede kalisiyel deformasyon veya skar dokusu gelişmesi, B diliminin birinci fıkrasında belirtilen değerlendirme kapsamında önem taşır.
Taş hastalığının kişinin çalışma gücünü azaltacak ve böbrek fonksiyonlarını ileri derecede bozacak seviyeye ulaşması halinde D diliminin ikinci fıkrası uygulanabilir. Bu ayrımda taşın yalnızca kaç kez tekrar ettiği değil, tekrarların böbrek dokusu üzerinde bıraktığı etki belirleyicidir. Örneğin belirli aralıklarla küçük taşlar düşüren ve böbrek fonksiyonlarında bozulma bulunmayan bir aday ile tekrarlayan taşlara bağlı idrar yolu tıkanıklığı, enfeksiyon ve kalıcı böbrek hasarı gelişmiş aday aynı hastalık diliminde değerlendirilemez. Bununla birlikte her iki durumda da adaylık bakımından olumsuz sonuç söz konusu olabilir. Nüks öyküsünün doğrulanmasında önceki acil servis başvuruları, üroloji muayeneleri, görüntüleme sonuçları ve taş nedeniyle uygulanan tedavilere ilişkin kayıtlar önem taşır. Sağlık kurulunun adayda yalnızca geçmişte böbrek taşı tanısı bulunduğunu belirlemesi ile aktif veya tekrarlayan taş hastalığının varlığını güncel bulgularla ortaya koyması, hukuki denetim açısından birbirinden farklı durumlardır.
Tek böbrekli adayların uzman erbaşlığa uygunluğu ise böbrek taşı hastalığından farklı ve daha ağır bir sağlık sınıflandırması kapsamında değerlendirilir. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 53 üncü maddesinin D diliminin beşinci fıkrasında bir böbreğin çıkarılması veya fonksiyon bakımından yok hükmünde olması açıkça düzenlenmiştir. Bu hüküm, nefrektomi ameliyatı geçirmiş veya iki böbreği bulunmasına rağmen bunlardan biri işlevini kaybetmiş adaylar açısından doğrudan önem taşır. Kalan böbreğin normal çalışması, kreatinin değerlerinin referans aralığında bulunması veya adayın herhangi bir günlük yaşam kısıtlılığı yaşamaması, diğer böbreğin yokluğuna veya işlevsizliğine ilişkin D dilimi sınıflandırmasını ortadan kaldırmaz. Doğuştan tek böbrekle dünyaya gelen adaylarda ise renal agenezi olarak adlandırılan doğumsal durumun varlığı, böbreğin gerçekten hiç gelişmemiş olup olmadığı ve mevcut böbreğin fonksiyonel durumu birlikte değerlendirilmelidir.
Bu tür olgularda tek böbrekli olmanın niteliği ile 53 üncü maddenin doğumsal anomalilere ve fonksiyon bakımından yok hükmünde olan böbreğe ilişkin hükümleri dikkate alınır. Özellikle görüntüleme yöntemlerinde böbreğin normal yerinde görülmemesi, o böbreğin kesin olarak bulunmadığını göstermez. Pelvik böbrek veya diğer ektopik yerleşimler nedeniyle böbreğin olağan anatomik konumundan farklı bir yerde bulunması mümkündür. Ancak yönetmeliğin 53/B/1 fıkrasında renal ptozis dışında kalan renal ektopiler, fonksiyon bozukluğu bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle tek böbrek şüphesi bulunan adaylarda ultrasonografi, gerekli görülen ileri görüntülemeler ve böbrek sintigrafisi sonuçlarıyla anatomik durumun doğru belirlenmesi önemlidir. Hâlihazırda görev yapan uzman erbaşların durumu ise adaylara ilişkin EK-D çizelgesiyle değil, yönetmeliğin 25 ve 26 ncı maddeleri ile uygun sınıflandırma veya branş belirleme çizelgeleri üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle görevdeki bir uzman erbaşın böbrek taşı nedeniyle sözleşmesinin yenilenip yenilenemeyeceği veya görevine devam edip edemeyeceği, adaylık şartlarından ayrı olarak incelenmelidir.
Böbrek Taşı Nedeniyle Olumsuz Rapor Alan Adayların İtiraz ve İptal Davası Süreci
Böbrek taşı nedeniyle uzman erbaş adaylığı için olumsuz sağlık kurulu raporu alan kişiler, raporun kendilerine bildirilmesinden itibaren üç iş günü içerisinde itiraz hakkını kullanabilir. Bu süre, Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin 81 inci maddesinin ikinci fıkrasında temin sürecindeki adaylar için özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca 19 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Raporları Yönetmeliği’nin 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasında da Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı adaylarına ilişkin sağlık raporlarına üç iş günü içerisinde itiraz edilebileceği belirtilmiştir. Buna karşılık görevdeki personele düzenlenen raporlar için otuz günlük itiraz süresi öngörülmektedir. Bu ayrım, uzman erbaş adaylarının genel personel itiraz süresine güvenerek başvuru hakkını kaybetmemesi açısından önem taşır. Adayların olumsuz rapora ilişkin itirazlarını ilgili il sağlık müdürlüğüne yapması gerekir. İtiraz üzerine aday, askeri sağlık raporu vermeye yetkili ve uygun nitelikteki başka bir sağlık kuruluşunda yeniden değerlendirilir.
İlk sağlık kurulu raporu ile itiraz sonrasında düzenlenen raporun aynı yönde olması halinde rapor kesinleşir. İki rapor arasında çelişki bulunması durumunda ise bölge hakem hastane değerlendirmesi yapılır ve bu hastanenin kararı sağlık raporuna ilişkin idari itiraz süreci bakımından kesin nitelik taşır. Güncel Sağlık Raporları Yönetmeliği’ne göre hakem hastane sevkinin bildirilmesinden itibaren en geç yirmi gün içerisinde randevu talebinde bulunulması da gerekmektedir. Böbrek taşı uyuşmazlıklarında itiraz sürecinin temel amacı, sağlık kurulunun belirlediği tanının ve uyguladığı hastalık kodunun doğruluğunu yeniden inceletmektir. Özellikle ultrasonografi sonucunda taş olarak bildirilen bulgunun başka bir görüntüleme yönteminde doğrulanamaması, taşın sağlık kurulu muayenesinden önce düşmüş olması veya böbrek fonksiyon kaybının yanlış değerlendirildiği durumlar itirazın tıbbi dayanaklarını oluşturabilir. Adayların ilk sağlık raporunu, güncel üroloji değerlendirmesini, önceki görüntüleme sonuçlarını ve varsa taş tedavisine ilişkin ameliyat belgelerini birlikte sunması, raporlar arasındaki farklılıkların değerlendirilmesine yardımcı olur.
Böbrek taşı nedeniyle verilen olumsuz sağlık raporuna dayanılarak uzman erbaş adaylık işlemleri sonlandırılan kişiler, hukuka aykırı olduğunu düşündükleri idari işlemlere karşı idare mahkemesinde iptal davası açabilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7 nci maddesi uyarınca özel bir süre öngörülmeyen idari uyuşmazlıklarda genel dava açma süresi altmış gündür. Bununla birlikte bu sürenin hangi idari işlemin tebliğinden itibaren başlayacağı, sağlık raporuna itiraz sürecinin tamamlanıp tamamlanmadığı ve adaylık işlemlerinin hangi tarihte sonlandırıldığı somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir. Sağlık raporuna ilişkin üç iş günlük itiraz süresi ile idari işlemin iptali için öngörülen dava açma süresi birbirinden farklıdır. İdare mahkemesinde açılacak davalarda sağlık kurulunun böbrek taşı tanısını hangi bulgulara dayanarak koyduğu, taşın değerlendirme tarihinde mevcut olup olmadığı, uygulanan hastalık dilimi ve EK-D çizelgesindeki kodlamanın doğru kullanılıp kullanılmadığı incelenebilir.
Gerekli görüldüğünde üroloji veya nefroloji alanında bilirkişi incelemesi yapılması ya da yetkili sağlık kuruluşundan yeni değerlendirme alınması mümkündür. Özellikle Madde 53/A/2 kapsamında düzenlenen olumsuz raporlarda yalnızca taşın böbrek fonksiyonlarını bozmadığının ispatlanması, kararın iptali için tek başına yeterli değildir. Çünkü bu fıkra zaten fonksiyon bozukluğu yapmayan ve komplikasyonsuz taşları düzenlemekte, buna rağmen uzman erbaş adayları için olumsuz kodlanmaktadır. Dolayısıyla hukuki uyuşmazlığın temelinde taş tanısının doğruluğu, geçmişteki tedavinin kapsamı, hastalığın rapor tarihindeki durumu ve ilgili yönetmelik hükmünün doğru uygulanıp uygulanmadığı bulunmalıdır. İlk sağlık kurulu değerlendirmesinden sonra taşın düşürülmüş olması da önceki raporun verildiği tarihte mutlaka hatalı olduğu anlamına gelmez. Bu durumun sonraki sağlık değerlendirmeleri ve idari işlemler üzerindeki etkisi ayrıca ele alınmalıdır. Tek böbrek veya ileri derecede böbrek fonksiyon kaybı bulunan adaylarda ise D dilimine ilişkin sınıflandırmanın doğru yapılıp yapılmadığı ve fonksiyon kaybının tıbbi olarak yeterli bulgularla ortaya konulup konulmadığı denetlenebilir. Yanlış taş tanısı, görüntüleme sonuçları arasındaki çelişkiler, ameliyat kayıtlarının hatalı yorumlanması veya böbrek fonksiyonlarının yanlış sınıflandırılması gibi durumlar, somut delillerle desteklendiğinde sağlık kurulu kararının hukuki denetiminde önem kazanabilir.