İcra İflas Hukuku Avukatı
İcra ve iflas hukuku, alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkilerin cebri icra yoluyla çözümünü düzenler.
İcra ve iflas hukuku, alacakların devletin cebri icra organları aracılığıyla tahsil edilmesini, borçluların hukuki haklarının korunmasını ve ödeme güçlüğü yaşayan kişilerin veya işletmelerin tabi olduğu hukuki süreçleri düzenleyen hukuk dalıdır. Türkiye’de icra ve iflas hukukunun temelini 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu oluşturur. Bunun yanında Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili özel mevzuat hükümleri de uygulanabilir. İcra takipleri, ödeme emirleri, borca itiraz, haciz işlemleri, alacakların tahsili, iflas ve konkordato süreçleri bu hukuk dalının başlıca konuları arasında yer alır.
İcra ve iflas hukukunda alacaklıların alacaklarına kavuşabilmesi kadar borçluların kanundan doğan haklarının korunması da önem taşır. Haksız veya hatalı başlatılan icra takipleri, ödeme emirlerine ilişkin uyuşmazlıklar, haciz işlemlerindeki usulsüzlükler ve borcun varlığına ilişkin anlaşmazlıklar çeşitli hukuki başvuru yollarını gündeme getirebilir. Bu süreçlerde takip türünün doğru belirlenmesi, kanuni sürelere uyulması ve gerekli belgelerin değerlendirilmesi gerekir. İcra ve iflas hukuku kapsamında yürütülen hukuki danışmanlık ve dava takibi faaliyetleri, alacakların hukuka uygun yollarla tahsil edilmesini ve tarafların haklarının korunmasını amaçlar.
İcra Takibi İşlemleri
İcra takibi, alacaklının belirli bir alacağını tahsil etmek veya kanunen icra yoluyla yerine getirilebilen bir yükümlülüğün ifasını sağlamak amacıyla icra organlarına başvurmasıyla başlayan hukuki süreçtir. İcra takibinin türü, alacağın niteliğine ve alacaklının elinde bulunan belgelere göre belirlenir. Para alacakları bakımından ilamlı icra, ilamsız icra ve rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip gibi farklı takip yolları bulunmaktadır. İcra takibinin başlatılması sırasında tarafların kimlik bilgileri, alacağın miktarı, hukuki dayanağı ve kanunda aranan diğer unsurların doğru belirtilmesi önem taşır. Takip talebinin ardından icra dairesi, seçilen takip yoluna uygun işlemleri gerçekleştirir.
İcra takibinin ilerleyişi, borçlunun ödeme yapmasına, takibe itiraz etmesine veya diğer kanuni başvuru yollarını kullanmasına göre değişebilir. Takibin kesinleşmesi gereken hâllerde gerekli şartlar oluşmadan haciz işlemlerine geçilemez. Takip kesinleştikten sonra ise alacaklı, kanuni koşullar çerçevesinde borçlunun haczedilebilir malvarlığına yönelik işlemler yapılmasını talep edebilir. Takip sürecinde tebligatların usulüne uygun yapılması, harç ve giderlerin yatırılması ve başvuru sürelerinin takip edilmesi önemlidir. Alacaklı ve borçlu bakımından farklı hukuki sonuçlar doğurabilen bu işlemlerde somut olayın özelliklerine uygun takip yolunun belirlenmesi gerekir.
İlamlı İcra Takipleri
İlamlı icra, mahkeme kararlarının veya kanunen ilam niteliğinde kabul edilen belgelerin cebri icra yoluyla yerine getirilmesini sağlayan takip yöntemidir. Bir mahkeme kararında belirlenen para alacağının tahsili, taşınmazın tahliyesi veya belirli bir edimin yerine getirilmesi gibi konularda ilamlı icra yoluna başvurulabilir. Ancak her mahkeme kararının kesinleşmeden icraya konulması mümkün değildir. Bazı kararların icra edilebilmesi için kesinleşmesi gerekirken diğer kararlar, kanunda aksi öngörülmedikçe kesinleşmeden de icraya konulabilir. Bu nedenle icra takibine dayanak oluşturan kararın niteliğinin incelenmesi önem taşır.
İlamlı icra takibinde borçluya, takip konusu yükümlülüğe göre icra emri gönderilir ve kanunda belirtilen süre içerisinde yükümlülüğün yerine getirilmesi istenir. Borçlunun icra emrine karşı başvurabileceği yollar, ilamın içeriğine ve ileri sürülen itiraz veya şikâyet nedenine göre belirlenir. İlamlı icra takibinde ilamsız takipteki gibi genel bir ödeme emrine itiraz mekanizması bulunmaz. Bununla birlikte borcun ödendiği, ertelendiği veya zamanaşımına uğradığı gibi belirli iddialar kanuni şartların bulunması hâlinde icra mahkemesinde ileri sürülebilir. İlamın kapsamını aşan icra işlemleri veya usule aykırılıklar da şikâyet yoluyla değerlendirilebilir. Bu nedenle ilamlı icra süreçlerinde mahkeme kararının kapsamı ile icra işlemlerinin birbirine uygun olması gerekir.
İlamsız İcra Takipleri
İlamsız icra, alacaklının belirli para veya teminat alacakları için önceden mahkeme kararı almadan icra takibi başlatabilmesine imkân sağlayan takip yöntemidir. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte alacaklı, kanuni şartları sağlayan bir takip talebiyle icra dairesine başvurabilir. Takip talebi üzerine borçluya ödeme emri gönderilir ve borçluya ödeme yapması veya itirazda bulunması için kanunda öngörülen süre tanınır. Genel haciz yoluyla takipte borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmesi, kural olarak takibi durdurur. İtiraz edilmemesi durumunda ise takip kesinleşebilir ve alacaklı haciz aşamasına geçilmesini talep edebilir.
İlamsız icra takibinin mahkeme kararı olmadan başlatılabilmesi, alacaklının ileri sürdüğü borcun kesin olarak mevcut olduğu anlamına gelmez. Borçlu, kanuni süre içinde borcun bulunmadığını, ödendiğini veya talep edilen miktarın gerçeği yansıtmadığını ileri sürebilir. Bununla birlikte bazı alacaklar veya hukuki ilişkiler için özel takip usulleri öngörülmüştür. Kambiyo senetlerine özgü takip ile kiralanan taşınmazların tahliyesine ilişkin özel takip yolları, genel haciz yoluyla takipten farklı kurallara tabidir. Bu nedenle ilamsız icra işlemlerinde alacağın hukuki niteliğinin ve uygulanacak takip usulünün doğru belirlenmesi gerekir.
Ödeme Emrine İtiraz
Ödeme emrine itiraz, borçlunun kendisine yöneltilen icra takibine karşı kanunda öngörülen süre ve usule uygun biçimde hukuki itirazlarını ileri sürmesidir. Genel haciz yoluyla ilamsız takipte borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz edebilir. İtirazın konusu borcun tamamı, belirli bir kısmı, takip dayanağı belgedeki imza veya icra dairesinin yetkisi olabilir. Borcun yalnızca bir kısmına itiraz edilmesi durumunda itiraz edilen kısmın ve miktarın açıkça belirtilmesi gerekir. Takibe dayanak olan adi senetteki imzanın reddedilmesi hâlinde ise imzaya itirazın ayrıca ve açıkça bildirilmesi önem taşır.
Borçlunun genel haciz yoluyla ilamsız takibe süresinde yaptığı geçerli itiraz, kural olarak takibi durdurur. Alacaklının takibe devam edebilmesi için kanuni şartlara göre itirazın iptali davası açması veya itirazın kaldırılması yoluna başvurması gerekebilir. Bununla birlikte ödeme emrine itiraz süreleri bütün takip türlerinde aynı değildir. Kambiyo senetlerine özgü takipte itiraz usulü ve süreleri farklı düzenlenmiştir. Ayrıca ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi veya borçlunun kusuru olmaksızın süresinde itiraz edememesi gibi durumlarda özel hukuki yollar gündeme gelebilir. Bu nedenle ödeme emrinin türü, tebliğ tarihi ve ileri sürülebilecek itiraz nedenleri birlikte değerlendirilmelidir.
İtirazın İptali Davaları
İtirazın iptali davası, genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibine borçlunun itiraz etmesi üzerine alacaklının itirazın geçersizliğini ileri sürerek takibin devamını sağlamayı amaçladığı dava türüdür. İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen bu dava, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılabilir. Davada alacağın varlığı, miktarı ve borçlunun itirazının haklı olup olmadığı incelenir. Alacaklı, takip konusu alacağını ilgili ispat kuralları çerçevesinde ortaya koymalıdır. İtirazın iptali davası, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre görevli mahkemede açılır ve dava şartı arabuluculuk kapsamında bulunan uyuşmazlıklarda önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir.
İtirazın iptali davasında mahkemenin davayı kabul etmesi durumunda, kararın kapsamına göre icra takibinin devamı mümkün hâle gelir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde belirtilen şartların bulunması hâlinde icra inkâr tazminatına karar verilebilir. Bu tazminata hükmedilmesi otomatik değildir; talep ve kanuni koşulların değerlendirilmesi gerekir. Davanın reddedilmesi durumunda ise alacaklının kötü niyetli veya ağır kusurlu olduğunun belirlenmesi gibi kanuni şartlarla borçlu lehine tazminat gündeme gelebilir. İtirazın iptali davasında alacağın niteliği, takip talebi, ödeme emri, itirazın kapsamı ve sunulan deliller birlikte değerlendirilir.
İtirazın Kaldırılması İşlemleri
İtirazın kaldırılması, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine yapılan itirazın belirli kanuni koşullar altında icra mahkemesi tarafından değerlendirilmesini sağlayan hukuki yoldur. İcra ve İflas Kanunu’nun 68 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu süreç, itirazın iptali davasından farklıdır. Alacaklının itirazın kesin kaldırılmasını talep edebilmesi için kural olarak kanunda belirtilen nitelikte belgelere dayanması gerekir. Borcun ikrarını içeren ve imzası kabul edilmiş belgeler ile kanunda sayılan diğer belgeler bu kapsamda önem taşıyabilir. İtirazın kaldırılması talebi, kural olarak itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren altı ay içinde ileri sürülmelidir.
İtirazın kaldırılması incelemesinde icra mahkemesi, genel mahkemelerdeki alacak yargılamasından farklı olarak kanunun belirlediği sınırlar içinde değerlendirme yapar. Takip dayanağı adi senetteki imzanın açıkça reddedilmesi durumunda, gerekli şartların bulunması hâlinde itirazın geçici kaldırılması yolu gündeme gelebilir. İtirazın kaldırılması kararı, takibin devamı bakımından sonuç doğurmakla birlikte her durumda maddi hukuk açısından kesin bir borç tespiti anlamına gelmez. İcra mahkemesinin bu konuda verdiği kararların etkisi ve başvurulabilecek diğer hukuki yollar, kararın niteliğine göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle alacaklının elindeki belgeler ve uyuşmazlığın özellikleri dikkate alınarak itirazın kaldırılması ile itirazın iptali yolları arasında uygun tercih yapılmalıdır.
Haciz İşlemleri
Haciz, kesinleşmiş veya kanunen haciz yapılmasına elverişli hâle gelmiş bir icra takibi kapsamında borçlunun haczedilebilir malvarlığına cebri icra amacıyla el konulmasını sağlayan işlemdir. Haciz işlemleri, borçlunun taşınır ve taşınmaz malları, banka hesapları, üçüncü kişilerdeki alacakları veya kanunen haczi mümkün olan diğer malvarlığı değerleri üzerinde gerçekleştirilebilir. Haczin kapsamı, alacağın miktarı ve borçlunun malvarlığının niteliği dikkate alınarak belirlenir. İcra ve İflas Kanunu’nda bazı mal ve hakların tamamen veya kısmen haczedilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu nedenle borçlunun sahip olduğu her malvarlığı değerinin sınırsız biçimde haczedilmesi mümkün değildir.
Haciz işlemlerinde hem alacaklının tahsil hakkının hem de borçlunun kanuni güvencelerinin korunması gerekir. Haciz sırasında malın mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıkların ortaya çıkması, haczedilmezlik iddialarının ileri sürülmesi veya işlemlerin usule aykırı yapılması farklı hukuki başvuru yollarını gündeme getirebilir. Ayrıca haczedilen malların muhafazası, kıymet takdiri ve satış işlemleri belirli usullere tabidir. Haciz talebine ilişkin süreler ve satış isteme yükümlülükleri takip sürecinin devamı açısından önem taşır. Haciz işlemlerinin hukuki denetiminde icra dosyası, takip konusu alacak, haczedilen malın niteliği ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirilir.
İstihkak Davaları
İstihkak davaları, icra takibi sırasında haczedilen bir mal üzerinde borçlu dışında başka bir kişinin mülkiyet veya kanunen korunan bir hak iddiasında bulunması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümüne yöneliktir. Haczedilen malın üçüncü kişiye ait olduğunun ileri sürülmesi, istihkak iddiasına örnek oluşturur. İcra ve İflas Kanunu’nun 96 ve devamı maddelerinde hacizde istihkak iddialarına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. İstihkak sürecinde malın kimin elinde bulunduğu, mülkiyet iddiasının dayanağı ve haczin gerçekleştirildiği koşullar önem taşır. Haczedilen malın borçlunun elinde veya üçüncü kişinin elinde bulunmasına göre uygulanacak usul farklılık gösterebilir.
İstihkak uyuşmazlıklarında mülkiyetin ispatlanması ve kanuni sürelere uyulması önemlidir. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü hak iddiasının kabul edilmemesi hâlinde ilgili tarafın icra mahkemesinde dava açması gerekebilir. İcra ve İflas Kanunu’nun 97 ve 99. maddelerinde, malın bulunduğu yere ve tarafların hukuki durumuna göre farklı usuller öngörülmüştür. Bu nedenle her istihkak iddiasında dava açma yükümlülüğünün aynı kişiye ait olduğu söylenemez. Ayrıca mülkiyet iddiasını destekleyen faturalar, sözleşmeler, ödeme belgeleri ve diğer deliller uyuşmazlığın değerlendirilmesinde önem taşır. İstihkak davalarında amaç, alacaklının tahsil hakkı ile üçüncü kişilerin malvarlığı üzerindeki hakları arasında kanuna uygun bir denge kurulmasıdır.
Menfi Tespit Davaları
Menfi tespit davası, kişinin kendisinden talep edilen bir borcun gerçekte mevcut olmadığının mahkeme tarafından tespit edilmesini istemesiyle açılan dava türüdür. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen bu dava, icra takibinden önce veya takip devam ederken açılabilir. Kişinin borcu daha önce ödemiş olması, borcun hukuken hiç doğmamış bulunması veya geçersiz bir hukuki işleme dayanılması gibi durumlar menfi tespit talebine konu olabilir. Ancak menfi tespit davasında yalnızca borcun bulunmadığının ileri sürülmesi yeterli değildir. Tarafların iddiaları, borç ilişkisinin hukuki niteliği ve ispat kuralları çerçevesinde değerlendirilir.
Menfi tespit davasının açılması, devam eden icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Takipten önce açılan davalarda ve takip sırasında açılan davalarda ihtiyati tedbir bakımından farklı kanuni koşullar uygulanır. Özellikle takip başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında, ihtiyati tedbir yoluyla takibin doğrudan durdurulması kural olarak mümkün değildir; ancak kanuni şartların bulunması hâlinde icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine ilişkin tedbir kararı verilebilir. Davanın sonucunda borcun mevcut olmadığının belirlenmesi, icra takibi ve tarafların hakları bakımından hukuki sonuçlar doğurur. Menfi tespit davalarında takip dosyasının durumu, borcun dayanağı ve ihtiyati tedbir koşulları dikkatle incelenmelidir.
İstirdat Davaları
İstirdat davası, borçlu olmadığı bir parayı icra takibi nedeniyle ödemek zorunda kalan kişinin ödediği tutarın geri verilmesini talep ettiği dava türüdür. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası, menfi tespit davasından farklı olarak gerçekleşmiş bir ödemenin iadesini amaçlar. Bu davanın açılabilmesi için ödemenin icra takibi tehdidi altında yapılması ve davacının gerçekte borçlu olmadığı bir tutarı ödemiş olması gibi kanuni koşulların gerçekleşmesi gerekir. Herhangi bir borcun gönüllü olarak ödenmesi, tek başına İcra ve İflas Kanunu kapsamında istirdat davası açılabilmesi için yeterli değildir.
İstirdat davasında, kanunda belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre önem taşır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi kapsamında bu süre, borçlu olunmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren değerlendirilir. Davada ödemenin hangi koşullarda gerçekleştirildiği, borcun gerçekten mevcut olup olmadığı ve taraflar arasındaki hukuki ilişki incelenir. Ayrıca menfi tespit davası devam ederken borcun ödenmesi durumunda davanın istirdat davası olarak sürdürülmesine ilişkin özel düzenleme bulunmaktadır. Bu nedenle menfi tespit ve istirdat davaları birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte farklı hukuki sonuçlara yöneliktir. Uygun dava yolunun belirlenmesinde ödemenin gerçekleşip gerçekleşmediği ve icra takibinin mevcut aşaması dikkate alınmalıdır.
İcra Takibinin İptali
İcra takibinin iptali, takip işlemlerinin belirli hukuki nedenlerle tamamen veya ilgili kısmı bakımından ortadan kaldırılmasını sağlayan başvuru yollarıyla bağlantılıdır. İcra takibinin iptalini gerektirebilecek durumlar, takibin türüne ve ileri sürülen hukuka aykırılığın niteliğine göre farklılık gösterir. Örneğin ilamlı icra takibinde borcun icra emrinin tebliğinden önce itfa edildiği veya zamanaşımına uğradığına ilişkin iddialar, İcra ve İflas Kanunu’nun 33. maddesi kapsamında değerlendirilebilir. İlamsız icra takibinde ise borca itiraz, şikâyet ve takibin iptaline yönelik diğer kanuni mekanizmalar arasında ayrım yapılması gerekir. Her hukuka aykırılık iddiası doğrudan takibin iptalini gerektirmez.
İcra takibinin iptali veya durdurulması yönündeki taleplerin değerlendirilmesinde borcun niteliği, takip dayanağı belge, ödeme kayıtları ve uygulanan takip usulü incelenir. İcra dairesinin kanuna aykırı işlemlerine karşı şikâyet yolu da başvurulabilecek hukuki mekanizmalardan biridir. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesine göre şikâyet, kural olarak işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılır. Ancak kanunda belirtilen bazı durumlarda süresiz şikâyet mümkündür. Bu nedenle takibin iptali, ödeme emrine itiraz ve icra işlemlerine karşı şikâyet birbirinden farklı değerlendirilmelidir. Yanlış hukuki yola başvurulması veya sürenin kaçırılması hak kayıplarına yol açabileceğinden takip dosyasının ayrıntılı incelenmesi önem taşır.
İflas Hukukuna İlişkin Süreçler
İflas, kanunen iflasa tabi olan borçlunun malvarlığının toplu tasfiye esaslarına göre değerlendirilmesini ve alacaklıların kanuni sıraya uygun biçimde tatmin edilmesini amaçlayan cebri icra yoludur. Türk hukukunda iflas hükümleri, kural olarak tacirler ve özel kanunlar gereğince iflasa tabi tutulan kişiler hakkında uygulanır. İflas yoluyla takip, belirli koşullar altında alacaklının başvurusu üzerine yürütülebileceği gibi kanunda öngörülen doğrudan iflas sebeplerinin bulunması durumunda da iflas talep edilebilir. İflas kararını vermeye görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Mahkemenin iflas kararı, borçlunun malvarlığı ve alacaklıların hakları bakımından önemli hukuki sonuçlar doğurur.
İflasın açılmasıyla birlikte borçlunun haczedilebilir malvarlığı kural olarak iflas masasını oluşturur ve tasfiye işlemleri iflas hukuku hükümlerine göre yürütülür. Alacaklıların alacaklarını bildirmesi, alacakların incelenmesi, sıra cetvelinin oluşturulması ve malvarlığının paraya çevrilmesi bu süreçte gerçekleştirilen işlemler arasındadır. İflasın açılmasının devam eden takip ve davalara etkisi de kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte iflas tasfiyesinin her aşamasında aynı usul uygulanmaz; tasfiyenin adi veya basit şekilde yürütülmesi somut koşullara göre belirlenir. İflas hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda alacaklıların haklarının korunması, borçlunun hukuki durumunun değerlendirilmesi ve tasfiye işlemlerinin mevzuata uygun yürütülmesi önem taşır.
Konkordato Hukukuna İlişkin Süreçler
Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluların, kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde borçlarını yeniden yapılandırabilmelerine imkân sağlayan hukuki kurumdur. İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddelerinde konkordatoya ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Konkordato talebi, gerekli şartların bulunması hâlinde borçlu tarafından yapılabilir. Ayrıca iflas talebinde bulunabilecek alacaklıların da kanuni koşullar çerçevesinde konkordato sürecinin başlatılmasını istemesi mümkündür. Konkordato başvurularında mali belgeler, ön proje ve kanunda belirtilen diğer belgelerin hazırlanması gerekir. Sürecin amacı, borçlunun mali durumunun değerlendirilmesi ve alacaklıların hakları gözetilerek uygulanabilir bir ödeme düzeninin oluşturulmasıdır.
Konkordato sürecinde mahkeme, kanuni koşulların bulunması durumunda geçici mühlet kararı verebilir ve gerekli incelemeler sonucunda kesin mühlete hükmedebilir. Mühlet boyunca borçlunun faaliyetleri ve mali durumu, kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde konkordato komiserinin gözetimi altında değerlendirilir. Konkordato mühletinin takipler üzerindeki etkileri de İcra ve İflas Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir. Ancak bütün alacaklar ve takip işlemleri bakımından aynı sonuçların doğduğu söylenemez. Konkordato projesinin alacaklılar tarafından gerekli çoğunlukla kabul edilmesi ve mahkeme tarafından tasdik edilmesi için kanuni şartların yerine getirilmesi gerekir. Bu nedenle konkordato süreçlerinde borçlunun mali durumu, alacaklıların hakları ve tasdik koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
İcra Mahkemesinde Görülen Uyuşmazlıklar
İcra mahkemeleri, icra ve iflas işlemlerinden kaynaklanan ve kanunla görev alanına bırakılan uyuşmazlıkları inceleyen özel görevli mahkemelerdir. İcra dairesinin işlemlerine karşı yapılan şikâyetler, itirazın kaldırılması talepleri, haczedilmezlik şikâyetleri ve belirli istihkak uyuşmazlıkları icra mahkemelerinin görev alanına giren konular arasındadır. Ayrıca kambiyo senetlerine özgü takiplerde ileri sürülen bazı itiraz ve şikâyetler de icra mahkemesinde incelenir. Bununla birlikte icra mahkemeleri, icra hukukundan kaynaklanan bütün uyuşmazlıkları çözmekle görevli değildir. Örneğin itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları, uyuşmazlığın niteliğine göre görevli genel veya özel mahkemelerde görülür.
İcra mahkemesinde yürütülen yargılamalar, İcra ve İflas Kanunu’nda öngörülen özel usul kurallarına tabidir. Bazı başvuruların kısa süreler içinde yapılması gerektiğinden tebligat tarihleri ve işlemin öğrenildiği tarih önem taşır. İcra mahkemesinin inceleme yetkisinin kapsamı, başvurunun türüne göre değişebilir. Özellikle itirazın kaldırılması gibi uyuşmazlıklarda mahkemenin değerlendirmesi kanunda belirtilen belge ve usul kurallarıyla sınırlandırılmıştır. İcra mahkemesi kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolları da kararın türüne, kesinlik sınırlarına ve ilgili hükümlere göre belirlenir. Bu nedenle icra mahkemesine yapılacak başvurularda talebin niteliği ve uygulanacak özel usul hükümleri dikkatle değerlendirilmelidir.
Ankara İcra ve İflas Hukuku Avukatı
Ankara icra ve iflas hukuku avukatı, alacakların tahsili, icra takiplerinin başlatılması, ödeme emirlerine itiraz, haciz işlemleri ve icra hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunar. Alacaklılar bakımından takip yolunun belirlenmesi, gerekli belgelerin hazırlanması, itirazların değerlendirilmesi ve alacağın tahsiline yönelik işlemlerin yürütülmesi önem taşır. Borçlular bakımından ise haksız veya hukuka aykırı takip işlemlerine karşı kanuni hakların kullanılması, haciz uygulamalarının incelenmesi ve gerekli itirazların süresinde yapılması gerekir. Ayrıca iflas ve konkordato süreçlerinde tarafların hukuki durumlarının değerlendirilmesi, alacakların korunması ve kanuni prosedürlerin takip edilmesi icra ve iflas hukuku kapsamındaki hukuki hizmetler arasında yer alır.
Ankara Çankaya’da faaliyet gösteren Avukat Ekin Ulus tarafından 2020 yılında kurulan Ulus Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, icra ve iflas hukuku kapsamında hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmetleri sunmaktadır. Büroda ilamlı ve ilamsız icra takipleri, ödeme emirlerine itiraz, haciz işlemleri, menfi tespit ve istirdat davaları ile iflas ve konkordato süreçlerinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklar somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmektedir. Avukat Ekin Ulus, yürürlükteki mevzuata ve güncel yargı kararlarına dayalı hukuki değerlendirmeyi, şeffaf iletişimi ve müvekkillerin hak ve menfaatlerinin korunmasını esas alan bir çalışma yaklaşımı benimsemektedir. İcra takibi veya iflas hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkların incelenmesi, hukuki başvuru yollarının belirlenmesi ve gerekli süreçlerin yürütülmesi amacıyla Ulus Hukuk ve Danışmanlık Bürosuna başvurulabilir.
İlgili makaleler
Diğer çalışma alanları
İdare Hukuku
İptal ve tam yargı davaları, idari işlemler ve uyuşmazlıklar.
Aile Hukuku Avukatı
Boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi uyuşmazlıkları.
Ceza Hukuku Avukatı
Soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde hukuki destek.
Gayrimenkul Hukuku Avukatı
Tapu, kira, ortaklık, kat mülkiyeti ve uyuşmazlıklar.
Sigorta Hukuku Avukatı
Hasar, tazminat ve poliçe kaynaklı uyuşmazlıklar.
Şirketler Hukuku Avukatı
Şirket kuruluşu, sözleşmeler ve kurumsal süreçler.
Ticaret Hukuku Avukatı
Ticari uyuşmazlıklar ve sözleşme süreçleri.
Dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Somut olayınıza ilişkin değerlendirme ve randevu için bize ulaşabilirsiniz.